•                                                                                                                                              Hemen bizi arayın: +90(212) 249 88 93
            


Notice: Undefined index: lng in /home/denizlerkitabevi/public_html/kitap/_inc_content/_cache/_content_203.php on line 670

At Üzerinde Savaşçı Elinde Atmaca


Genel / Gravür - Fatih Mika Gravürleri
Barkod:Mika0036
Stok Durum:Ürün Tükendi.



Fatih Mika Fatih Mika 1956 yılında İstanbul’da doğdu. Küçükçekmece Lisesi'ni bitirdi. Daha sonra İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ndeki eğitimini yarıda bırakarak Yugoslavya’ya gitti, Sarayevo Güzel Sanatlar Akademisi Grafik (Gravür) Bölümü’nden mezun oldu. İhtisasını da aynı Akademi’de Dževad Hozo Atölyesi’nde tamamladı. 2008 - 2011 yılları arasında Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nde gravür teknikleri dersleri verdi. Halen Foggia Güzel Sanatlar Akademisi'nde "Gravür Teknikleri" dersleri vermektedir. Sanat yasamı boyunca enerjisini bir ekol yaratmaya yada herhangi bir ekolün içinde olmaya harcamayan Fatih Mika, enerjisini gravürün anlatım olanaklarını geliştirmek ve yeni anlatım olanakları bulmak için kullandı. Gravuru bağımsız bir sanat dalı olarak kabul eden Fatih Mika, tüm yaşamı boyunca sadece gravür üretti. ‘Yüz ressam arasında ayırırım bir gravürcüyü. Gravürcünün bakışlarında bir başka durgunluk vardır. Ve zorlu bir çalışmanın göze oturmuş yorgunluğu.’ Aliye Berger Gravür, diğer görsel sanatlar içinde gerek hacim gerekse tiraj olanakları nedeniyle en demokratik olanı. Elbette bu iki önemli unsur gravürün kolayca yayılmasının ön koşulu. Fakat, gravürün kolay yayılma olanaklarına sahip olması, gravür kültürünün gerçekten kolayca yaygınlaşması anlamına gelmiyor. Bu noktada gravür kültürünün geniş çapta edinilmesi büyük önem taşıyor. Gravür kültürünün edinilmesi ile paralel olarak yapılmayan bir yayılma; at izi ile it izini birbirine karıştırıyor. Gravür kültürünü yeterince özümsememiş bir toplum, bunun bedelini maddi ve manevi olarak şimdiye kadar ödediği gibi gelecek kuşaklara onarılması zor bir mirası da devrediyor. ‘Özgün Baskı’ adı altında, aslında gravür ile teknik ve estetik hiç bir bağı olmayan bir çok tıpkı-basım (reproduksuyon) ticari amaçlarla piyasaya sürülüyor. Bu ticari operasyonların içinde bazı sanatçılar, galericiler ve sanat eleştirmenleri bilerek ya da bilmeyerek (bu üçlüden en az biri mutlaka bilerek) yer alıyorlar. Matisse’in dediği gibi ‘Araçlar anlatım gücünü yitirecek ölçüde incelip zayıfladığı zaman, insan dilini oluşturan temel ilkelere dönmemiz gerekir.’ Şimdi gelinen bu noktada, tüm baskı tekniklerini kapsıyor gibi gözüken ‘Özgün Baskı’ teriminin kullanımına son verip, tek tek baskı tekniklerine kişiliklerini ve onurlarını iade etmek gerekiyor. Bilginin yaygınlaşmasında matbaanın icad edilmesinin önemi ne ise, görsel sanatların yaygınlaşmasında da gravürün önemi aynıdır. Bu nedenle gerek zaman açısından, gerekse içerik ve teknik açıdan batı sanatından farklı bir gelişim gösteren ülkemiz sanatının aradaki farkı kapatmasında gravüre büyük görevler düşüyor. ‘Şu ülkede yüzyıllardır sanat yapılır, epeydir de sanat tarihi yazılmaya çalışılır. Ama, en sıradan kimi terimlerin bile doyurucu ve yaygın bir karşılığı yoktur hala dilimizde. Bilim adamları, genellikle, yabancı kaynaklı sözcükleri kullanmakta sakınca görmemişler; bilimsel çalışmalar, dil sorununu aydınlığa götürecek yerde, daha da katmerli bir çıkmaza sürüklemiştir......Öztürkçe yeni önerileri alaya almak zahmetsiz bir iştir, ama asıl kınanması gereken şey, insanın kendi diliyle bir bilim dalını işleyememesidir. Hiç bir dil doğası gereği, şu veya bu bilim dalını anlatımda yetersiz değildir. Eğer böyle bir şeyin varlığı seziliyorsa, bu yetersizlik dilin doğasında değil, o dilin o alanda yeterince işlenmemiş oluşundandır. Bunun sorumlusu, dilin kendisi değil, o dili ana dili olarak kullandıkları halde, onu kendi uzmanlık alanlarının gereklerine göre yoğurma zahmetine katlanamayan kolaycı sığ kafalardır.’ Yukarıdaki satırları Bedrettin Cömert, E.H. Gombrich’ten çevirdiği Sanatın Öyküsü’nün türkçe çevirisinde ‘Çevirenin Önsözü’nde yıllar önce yazmış. Aradan geçen yıllar içinde gravür terimlerinde de türkçeleştirme sağlanamadığı gibi anlam karışıklıklarının da önüne geçilememiştir. Bunun sorumlusu elbette Türk Dil Kurumu Sözlüğü değildir. Onlarca yıllık deneylerimden ve değerli hocam Dzevad Hozo’nun ‘Umjetnost Multiorginala- Kultura Grafickog Lista / Çok Sayıda Tek Sanat - Grafik Yaprakları Kültürü ’’ adlı kitabından (PRVA KNJIZEVNA KOMUNA Yayınevi, Mostar 715 sayfa) yola çıkarak bu bölüme gravür teknikleri ve kültürü ile ilgili yazılar koyacağım. Dileğim, manavdan istediğimiz tad ve güzellikteki bir elmayı nasıl yanılmadan alacak ölçülere sahip isek, bir gravüre bakarken de ölçülerimizi oluşturalım. Benim buradaki çabam da buna bir katkı olsun.

Geri Dön

 Tüm Kredi Kartları Geçerlidir. Sitemizde Kart Bilgileri Tutulmamaktadır.